İsrailli güvenlik uzmanı ve eski Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Roy Binyamini, Ynet'te yayımlanan kapsamlı analizinde, Türkiye'nin Afrika kıtasındaki giderek artan nüfuzunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yeni Osmanlı" olarak nitelendirilen vizyonunun bu coğrafyada nasıl yükseldiğini mercek altına aldı. Binyamini'ye göre Türkiye, son 20 yılda savunma sanayii, diplomasi, altyapı yatırımları, insani yardım ve kültürel etki alanlarını tek bir strateji altında birleştirerek İsrail için önemli bir jeopolitik meydan okuma oluşturuyor.
Türkiye'nin Afrika Stratejisinin Temel Taşları
Binyamini'nin analizine göre, Türkiye'nin Afrika'daki varlığı rastgele bir girişim değil, yaklaşık 20 yıldır planlı bir şekilde yürütülen uzun vadeli bir stratejinin ürünü. Bu sürecin başlangıcı olarak 2005 yılındaki "Afrika Yılı" ilanı gösterilirken, Afrika Birliği ile geliştirilen ilişkiler, düzenlenen Türkiye-Afrika zirveleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kıta genelinde gerçekleştirdiği yoğun ziyaretler bu stratejiye yeni boyutlar kazandırdı. Özellikle Somali, Türkiye'nin Afrika faaliyetlerinde merkezi bir konuma sahip. 2011'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mogadişu'ya yaptığı ziyaret, dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu tarihten itibaren Türkiye'nin Somali'deki insani yardım, ekonomik yatırımlar ve askeri iş birlikleri önemli ölçüde arttı. Mogadişu'da Türkiye'nin yurt dışındaki en büyük askeri tesislerinden birini işletmesi, Somali güvenlik güçlerine verilen eğitim ve askeri destek, ayrıca enerji alanındaki petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri bu stratejinin somut göstergeleri olarak sunuluyor. Binyamini, hatta Somali'nin Warsheikh bölgesinde bir uzay üssü ve balistik füze test merkezi kurulmasına yönelik iddialara da değiniyor.
"Türkiye'nin Afrika stratejisi, yalnızca askeri iş birliklerinden ibaret değil. Savunma sanayii ihracatı, askeri üsler ve insansız hava araçlarının dış politikada etkin kullanımı 'sert güç' unsurları olarak öne çıkarken; büyükelçilik sayısındaki artış, Türk Hava Yolları'nın kıta genelindeki geniş uçuş ağı, eğitim faaliyetleri, kültürel çalışmalar ve dini diplomasi ise 'yumuşak güç' araçları olarak titizlikle kullanılıyor."
Afrika Boynuzu'nda Rekabet ve Yeni Diplomatik Alanlar
Analizde, Türkiye'nin Afrika politikasının "sert" ve "yumuşak" güç unsurlarını ustaca harmanladığı vurgulanıyor. Savunma sanayii ihracatı, askeri üsler ve insansız hava araçları gibi unsurlar "sert güç" olarak tanımlanırken; artan büyükelçilik sayısı, Türk Hava Yolları'nın kıta genelindeki geniş ağı, eğitim programları, kültürel etkinlikler ve dini diplomasi ise "yumuşak güç" araçları olarak öne çıkıyor. Fransa ve ABD gibi geleneksel Afrika aktörlerinin bazı bölgelerdeki etkisinin azalması, Türkiye'nin yeni diplomatik alanlar kazanmasını kolaylaştıran bir faktör olarak belirtiliyor. İsrail ile Türkiye arasındaki en önemli rekabet alanının ise Afrika Boynuzu olduğu öne sürülüyor. Binyamini, İsrail'in Somaliland ile geliştirdiği ilişkilerin Ankara tarafından kendi nüfuz alanına yönelik bir adım olarak algılandığını iddia ediyor. Buna karşılık Türkiye'nin, Somali başta olmak üzere bölgedeki diplomatik faaliyetlerini artırdığına dikkat çekiliyor. Somaliland'ın, İsrail açısından Kızıldeniz güvenliği ve Husilere karşı mücadeledeki stratejik önemi de vurgulanıyor.
İsrail'e Afrika Politikası İçin Çağrı
Makalenin sonuç bölümünde, İsrail hükümetine Afrika politikasını yeniden gözden geçirme çağrısı yapılıyor. Binyamini, İsrail'in özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas gibi Abraham Anlaşmaları kapsamında yer alan ortaklarıyla koordineli hareket ederek Afrika'da daha görünür bir diplomatik ve ekonomik varlık göstermesi gerektiğini savunuyor. İsrail'in teknoloji, tarım, su yönetimi ve sağlık alanlarındaki deneyimlerinin Afrika ülkeleriyle güçlü iş birliklerine dönüştürülmesinin, Türkiye'nin kıta genelindeki artan etkisini dengeleyecek önemli bir stratejik adım olacağı belirtiliyor.